Komşu

Çok uzaklarda değiliz bu hafta sonu. Şarkıları, şarkımıza, mutfağı mutfağımıza karışmış, dillerini bilmesek bile sokaklarında gezerken kendimizi garip bir biçimde oraya ait hissettiğimiz topraklardayız. Bu hafta rotamızı onlarca mitolojik öyküye konu olmuş, efsaneleriyle, antik tarihiyle meşhur komşumuz Yunanistan’ın başkenti Atina’ya çeviriyoruz.

Tanıdık Sokaklar

Öğlen saatlerinde iniyor uçağımız, havalimanından çıktığımızda mis gibi güneşli bir hava bizi bekliyor. Bir an önce otelimize bavulları bırakıp keşfe çıkma derdindeyken, arabayla geçtiğimiz sokakların bize hiç yabancı gelmediğini farkediyoruz. İzmir’deyiz sanki, ya da güneyde bir şehirde, öyle tanıdık öyle bildik. Bavulları bırakır bırakmaz Atina sokaklarına atıyoruz kendimizi. Sokaklarda sıra sıra dizilmiş portakal ağaçlarına hayran kalmamak mümkün değil.Yeniliyor mu peki diye sorarsanız ondan emin değiliz, hatta portakal olduğundan bile emin olmayabiliriz 🙂

Atina’nın Kalbi : Akropolis

Şehrin belki de en meşhur meydanı Monastiraki’ye geliyoruz. Burda bizden bir şey daha dikkatimizi çekiyor; Cistaraki Camii. 18. Yüzyıl Osmanlı Dönemi’nde yapılan camii bugün müze olarak kullanılıyor. Minaresi çok zaman önce yapılan bağımsızlık savaşlarında zarar görerek yıkılmış.

 

Meydandan başımızı kaldırıp yukarı baktığımızda tüm ihtişamıyla şehrin simgesi Akropolis selamlıyor bizi. Eskiçağ dünyasının önemli yapıtlarından biri olan bu tepeyi gezmek öyle çok kolay değil. Biraz yürümek biraz da yokuş çıkmak zorunda kalabilirsiniz, bu nedenle yanınızda mutlaka rahat bir çift ayakkabı götürmenizi tavsiye ediyoruz. Akropolis’de gezerken kendinizi Athena’lı, Zeus’lu antik çağlarda buluyorsunuz. Yukarıdaki fotoğraf Akropol’deki en büyük tiyatrodan, günümüzde ise bazı konserlere ev sahipliği yapıyor.

 

Akşama doğru tekrar şehir merkezine iniyoruz, ve farkediyoruz ki Akropolis’in büyüsü akşamları bambaşka. Geceleri ışıklandırmayla beraber ayrı bir güzelliğe bürünüyor.

Yemekte Komşuda Ne Var

Gel gelelim yemeğe! Mutfakları bizimkinden çok farklı değil, bu yüzden Atina’da diğer şehirlerde olduğu gibi ‘‘ne yiyeceğim kaygısı’’ yaşamıyorsunuz. Sabah kahvaltıya mutlaka kahve ile başlıyorlar, hatta tercihleri soğuk kahve yönünde oluyor. Yaz kış mı diye soracak olursanız, evet! Öğlen ve akşam yemeklerinde ise cacıkla, Yunan salatasıyla, musakkayla, hatta Souvlaki dedikleri şiş kebaplarıyla dolu bir masaya oturduğunuzda sakın şaşırmayın 🙂 Bu şehir sizi ülkenizde hissettirmek için elinden geleni yapıyor!

2 günün sonunda şehire veda ediyoruz, gösterdiği misafirperverlikten ve sıcak havadan dolayı da teşekkürümüzü unutmuyoruz 🙂 Atina’da bu yazıya sığdıramadığımız onlarca sokak, meydan, kahveci ama en önemlisi güzel insanlar var. Oraları keşfetmeyi de size bırakıyoruz artık. Bu şehre bir gün yolunuzun düşmesi ve hayatınıza güzel anılar katmanız dileğiyle! Bir sonraki şehir keşfimizde görüşmek üzere…